• BIST 110.477
  • Altın 275,921
  • Dolar 5,8011
  • Euro 6,4759
  • Malatya 7 °C
  • Ankara 9 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Meteoroloji'den son hava durumu tahmini
  • İBB'den Saray'a devredilmesine ilişkin İmamoğlu'dan ilk açıklama
  • ABD'den Suriye'de 'petrol' hamlesi
  • Meteoroloji'den son hava durumu tahmini
  • İBB'den Saray'a devredilmesine ilişkin İmamoğlu'dan ilk açıklama
  • ABD'den Suriye'de 'petrol' hamlesi

Nimette Mün’im’i düşünmek bir şükürdür

Bediüzzaman
Dördüncü Mesele: Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri, o esbab hesabına almamak gerektir.

Eğer o sebep ihtiyâr sahibi değilse, meselâ hayvan ve ağaç gibi, doğrudan doğruya o nimeti Cenab-ı Hak hesabına verir. Madem o, lisan-ı hâl ile “Bismillâh” der, sana verir; sen de Allah hesabına olarak “Bismillâh” de, al.

Eğer o sebep ihtiyâr sahibi ise, o “Bismillâh” demeli, sonra ondan al, yoksa alma. Çünkü “Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanın etini yemeyin.” [En’am Sûresi: 121.] âyetinin, mana-yı sarihinden başka, bir mana-yı işarîsi şudur ki:

“Mün’im-i Hakikî’yi hatıra getirmeyen ve O’nun namıyla verilmeyen nimeti yemeyiniz” demektir.

O halde, hem veren “Bismillâh” demeli, hem alan “Bismillâh” demeli. Eğer o “Bismillâh” demiyor, fakat sen de almaya muhtaç isen, sen “Bismillâh” de, onun başı üstünde rahmet-i İlâhiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al. Yani, nimetten in’ama bak, in’amdan Mün’im-i Hakikî’yi düşün. Bu düşünmek bir şükürdür. Sonra o zâhirî vasıtaya, istersen duâ et. Çünkü o nimet onun eliyle size gönderildi.

Esbab-ı zâhiriyeyi perestiş edenleri aldatan, iki şeyin beraber gelmesi veya bulunmasıdır –ki, iktiran tabir edilir– birbirine illet zannetmeleridir.

Hem bir şeyin ademi, bir nimetin ma’dum olmasına illet olduğundan, tevehhüm eder ki, o şeyin vücudu dahi o nimetin vücuduna illettir. Şükrünü, minnettarlığını o şeye verir, hataya düşer. Çünkü bir nimetin vücudu, o nimetin umum mukaddematına ve şerâitine terettüb eder. Halbuki o nimetin ademi bir tek şartın ademiyle oluyor.

Meselâ, bir bahçeyi sulayan cetvelin deliğini açmayan adam, o bahçenin kurumasına ve o nimetlerin ademine sebep ve illet oluyor. Fakat o bahçenin nimetlerinin vücudu, o adamın hizmetinden başka, yüzer şerâitin vücuduna tevakkufla beraber, illet-i hakikî olan kudret ve irade-i Rabbaniye ile vücuda gelir. İşte bu mağlatanın ne kadar hatası zâhir olduğunu anla ve esbabperestlerin de ne kadar hata ettiklerini bil.

Evet, iktiran ayrıdır, illet ayrıdır. Bir nimet sana geliyor; fakat bir insanın sana karşı ihsan niyeti, o nimete mukarin olmuş, fakat illet olmamış. İllet, rahmet-i İlâhiyedir. Evet, o adam ihsan etmeyi niyet etmeseydi, o nimet sana gelmezdi, nimetin ademine illet olurdu. Fakat mezkûr kaideye binaen, o meyl-i ihsan, o nimete illet olamaz, ancak yüzer şerâitin bir şartı olabilir.

Meselâ, Risale-i Nur’un şakirdleri içinde Cenab-ı Hakk’ın nimetlerine mazhar bazı zatlar –Hüsrev, Re’fet gibi– iktiranı illetle iltibas etmişler. Üstadına fazla minnettarlık gösteriyorlardı. Halbuki Cenab-ı Hak, onlara ders-i Kur’ânîde verdiği nimet-i istifade ile Üstadlarına ihsan ettiği nimet-i ifadeyi beraber kılmış, mukarenet vermiş.

Onlar derler ki: “Eğer Üstadımız buraya gelmeseydi, biz bu dersi alamazdık. Öyle ise onun ifadesi istifademize illettir.”

Ben de derim: “Ey kardeşlerim! Cenab-ı Hakk’ın bana da, sizlere de ettiği nimet beraber gelmiş. İki nimetin illeti de rahmet-i İlâhiyedir. Ben de sizin gibi, iktiranı illetle iltibas ederek, bir vakit Risale-i Nur’un sizler gibi elmas kalemli yüzer şakirdlerine çok minnettarlık hissediyordum. Ve diyordum ki: ‘Bunlar olmasaydı, benim gibi yarım ümmî bir bîçare nasıl hizmet edecekti?’ Sonra anladım ki, sizlere kalem vasıtasıyla olan kudsî nimetten sonra, bana da bu hizmete muvaffakıyet ihsan etmiş. Birbirine iktiran etmiş, birbirinin illeti olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnettarlığa bedel, duâ ve tebrik ediniz.”

Bu Dördüncü Mesele’de gafletin ne kadar dereceleri bulunduğu anlaşılır.

Mesnevî-i Nuriye, s. 190

Bu yazı toplam 305 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ